Gaugamela Savaşı ve Büyük İskender'in Kesin Zaferi
Gaugamela Savaşı, Pers İmparatorluğu ile Büyük İskender’in ordusu arasında yaşanan ve sonuçları yalnızca bir meydan savaşının çok ötesine taşan bir çarpışmaydı. MÖ 331 yılında, bugünkü Irak topraklarındaki Gaugamela ovasında karşı karşıya gelen iki güç, aslında farklı askerî gelenekleri, farklı siyasal hedefleri ve farklı dünya tasavvurlarını temsil ediyordu. Savaşın sonunda İskender kesin bir üstünlük kurdu; fakat bu zaferi ilginç kılan şey, yalnızca kazananı belirlemesi değil, Ahameniş Pers İmparatorluğu’nun çözülüşünü hızlandırması ve Yakın Doğu’nun siyasal haritasını geri dönülmez biçimde değiştirmesiydi.
Gaugamela’yı anlamak için önce bu savaşın neden kaçınılmaz hâle geldiğine bakmak gerekir. İskender, babası II. Philippos’un kurduğu güçlü Makedon ordusunu devraldığında Perslerle hesaplaşma fikri zaten Grek dünyasında yeni değildi. Pers Savaşları’nın anısı hâlâ canlıydı; Ege kıyıları boyunca Pers etkisi sürüyor, Anadolu’daki bazı Yunan kentleri ise zaman zaman Pers baskısı altında kalıyordu. İskender’in seferi yalnızca intikam duygusuyla açıklanamaz, ama bu duygu seferin dilini güçlendirmişti. Kendini Korint Birliği’nin başkomutanı gibi sunan İskender, bir yandan Yunan kent devletlerinin desteğini topluyor, öte yandan babasından miras kalan disiplinli Makedon ordusunu Doğu’ya sürüyordu. Persler açısından ise mesele yalnızca bir istilayı durdurmak değildi; imparatorluğun saygınlığı ve eyaletlerin bağlılığı söz konusuydu.
Gaugamela’ya giden yol
İskender’in MÖ 334’te Granikos’ta kazandığı zafer, ardından İssos’ta III. Darius’u bozguna uğratması, savaşın nereye varacağını az çok belli etmişti. Fakat Darius yenilgiden sonra ortadan çekilmedi; tersine, son ve büyük bir karşılaşma için hazırlık yaptı. Antik kaynaklar, onun Mezopotamya’da geniş ve düz bir alan seçtirdiğini anlatır. Bu bilginin ayrıntılarında tartışmalar olsa da temel fikir açıktır: Pers Kralı, Makedonların sevdiği dar geçitlerde değil, süvari ve savaş arabalarının rahatça hareket edebileceği bir ovada savaşmak istiyordu.
Gaugamela adının geçtiği yer, geleneksel anlatılarda savaş meydanı olarak anılır; çevresindeki arazi, Perslerin lehine olacak biçimde hazırlanmıştı. Bazı antik anlatılara göre zemin düzeltilmiş, arabalar için uygun hâle getirilmişti. Elbette bu tür ayrıntılarda abartı payı bulunabilir; yine de Perslerin savaş alanını kendi kuvvetlerine göre tasarlamaya çalıştığı anlaşılır. Darius’un elinde yalnızca Makedonlardan fazla asker yoktu; savaş arabaları, çok sayıda süvari ve imparatorluğun farklı bölgelerinden gelen birlikler de vardı. Ordunun tam sayısı konusunda antik kaynaklar arasında büyük uçurumlar bulunur. Bu rakamları bugün aynen kabul etmek zor; fakat Pers ordusunun sayıca üstün olduğu, buna karşın komuta birliğinin ve eğitim bütünlüğünün Makedon ordusuyla aynı seviyede olmadığı konusunda tarihçilerin büyük ölçüde birleştiği söylenebilir.
İki ordu, iki savaş tarzı
İskender’in ordusunun gücü, salt asker sayısından değil, düzeninden ve alışkanlıklarından geliyordu. Makedon falanksı, uzun mızraklarla sıkı bir hat oluşturuyor; İskender’in seçkin yoldaş süvarileri ise savaşın belirleyici anında gedik açmak için bekliyordu. Bu düzen, sabır ve anlık cesaretin birleşmesine dayanıyordu. Pers ordusu ise daha geniş bir coğrafyadan devşirilmiş kuvvetlerden oluşuyordu. Bu çeşitlilik, imparatorluğun gücünü gösterdiği kadar zayıflığını da ortaya çıkarabiliyordu. Farklı birliklerin ortak bir ritim tutturması kolay değildi.
Darius’un elindeki en dikkat çekici unsurlardan biri savaş arabalarıydı. Antik yazarlar, bu arabaların önüne takılan bıçakları özellikle vurgular. Ama savaş arabaları her zaman beklendiği kadar etkili olmazdı; iyi disipline edilmiş bir ordu karşısında, özellikle arazi ve düzen uygun değilse, etkileri sınırlı kalabilirdi. Gaugamela’da da tam olarak böyle oldu. Makedonlar, arabaları doğrudan durdurmaya değil, açtıkları boşluklardan sızmaya ve hatlarını bozmadan fırsat kollamaya hazırlanmışlardı.
Çarpışmanın seyri
Savaş günü geldiğinde İskender, ordusunu alışılmış biçimde dikkatle yerleştirdi. Sağ kanatta kendisi ve süvarileri vardı; merkezde falanks, solda ise Parmenion komutasındaki kuvvetler bulunuyordu. Darius geniş cepheyle saldırmak istiyordu. Bir yandan Makedon hattını çevirmeye çalışıyor, diğer yandan merkezdeki kralı hedef alıyordu. Çünkü antik savaşlarda komutanın varlığı yalnızca askerî değil, psikolojik bir ağırlık taşıyordu. Pers kralının savaş alanındaki duruşu, ordunun moralini doğrudan etkileyebilirdi.
İskender’in stratejisi, çoğu zaman olduğu gibi, sabit kalmak yerine rakibini dengesiz yakalamaya dayanıyordu. Savaş sırasında sağa doğru eğilen hareketiyle Pers hattını kendisine çekti; böylece Pers düzeninde bir açıklık oluştuğu anlatılır. İşte İskender’in fırsat kolladığı an buydu. Yoldaş süvarileriyle ani bir hamle yaparak Darius’un bulunduğu noktaya yöneldi. Antik kaynaklar, Pers kralının bu saldırı karşısında savaş alanını terk ettiğini yazar. Bu noktada dikkatli olmak gerekir: Darius’un kaçışı, sadece kişisel korkuyla açıklanacak bir sahne değildir. Kralın çevresi çökmeye başlamış, merkezdeki baskı büyümüş, savaşın ilerleyen anlarında düzen kaybolmuştur. Yani geri çekiliş, askerî çözülmenin bir parçasıydı.
İskender’in Darius’a ulaşamaması, savaşın önemini azaltmaz. Aksine, kralın meydanı terk etmesi Pers ordusunun moralini daha da sarstı. Ancak savaşın aynı anda başka bir yüzü de vardı: Parmenion komutasındaki sol kanat ağır baskı altında kalmıştı. İskender’in sağda aradığı kesin darbe ile Parmenion’un sol kanattaki direnci arasında bir denge kurulmuştu ve savaşın kaderi bu dengenin bozulup bozulmamasına bağlıydı. İskender, Darius’un peşine hemen düşmek yerine önce kendi hattının çökmemesini sağlamak zorunda kaldı. Bu ayrıntı, onun zaferini yalnızca cesarete değil, soğukkanlılığa da borçlu olduğunu gösterir.
Kesin zafer ne anlama geliyordu?
“Kesin zafer” ifadesi, Gaugamela için yerindedir; çünkü bu savaş, III. Darius’un bir kez daha toparlanıp büyük bir meydan savaşı kurma ihtimalini ortadan kaldırdı. Elbette Pers direnişi hemen bitmedi. Darius bir süre daha kaçtı ve doğu bölgelerinde destek aradı. Fakat Gaugamela’dan sonra artık mesele tek bir savaşın sonucu değildi; imparatorluğun belkemiği kırılmıştı. Babil, Susa ve ardından Persopolis gibi önemli merkezlerin düşmesi, Ahameniş devletinin çözülüşünü hızlandırdı. İskender’in yolunun açılmasında Gaugamela, dönüm noktası oldu.
Bu zaferin etkisi yalnızca Pers sarayına ulaşan haberlerle sınırlı kalmadı. Makedon dünyasında İskender’in otoritesi olağanüstü biçimde arttı. Artık o, yalnızca bir istilacı ya da genç bir kral değil, Asya’nın büyük bölümünü dize getiren komutandı. Antik dünyada zaferler elbette çoktu; ama Gaugamela’daki sonuç, devletler arası güç dengesini bir anda altüst edecek kadar büyüktü. Pers İmparatorluğu’nun uzun ömrü, bir savaşta sona ermemiş olsa da bu savaş son darbeyi indirdi.
Darius’un düşüşü ve imparatorluğun sonu
Gaugamela sonrasında Darius’un konumu giderek zayıfladı. Kendi çevresindeki soylularla bağı gevşedi, doğudaki satraplar da farklı hesaplar yapmaya başladı. Pers saray geleneğinde kralın itibarı çok önemliydi; fakat yenilgi üstüne yenilgi, bu itibarı hızla aşındırabiliyordu. Darius’un daha sonra kendi adamları tarafından öldürülmesi, Gaugamela’nın yalnızca askerî değil, siyasal bir kırılma olduğunu da gösterir. Bir imparatorluk bazen surlar yıkıldığı için değil, merkezin çevresine söz geçirememesi yüzünden çöker. Persler için yaşanan da büyük ölçüde buydu.
İskender açısından ise zaferin kapısı açılmıştı, ama bu kapının ardında kolay bir düzen değil, yeni bir egemenlik sorunu vardı. Eski Pers yönetim geleneğini tümüyle silmek yerine kimi yerlerde devam ettirdi, kimi yerlerde kendi adamlarını yerleştirdi. Bu da Gaugamela’nın yalnızca bir yıkım anı değil, aynı zamanda yeni bir siyasî dünyanın başlangıcı olduğunu gösterir. İskender’in kurduğu düzen onun ölümünden sonra parçalanacaktı; yine de Gaugamela’nın ardından ortaya çıkan Helenistik çağın zemini burada oluştu.
Savaşın tarihsel anlamı
Gaugamela’yı önemli kılan şey, yalnızca bir komutanın daha iyi strateji kurması değildir. Burada Makedon savaş düzeni ile Ahameniş İmparatorluğu’nun çok merkezli yapısı karşı karşıya geldi. İskender, küçük ama etkili bir ordunun esnekliğini, doğru anda vurma becerisini ve komuta birliğini çok iyi kullandı. Darius ise geniş kaynaklara sahip olmasına rağmen bu kaynakları tek bir yöne yöneltmekte zorlandı. Savaşın sonucu, bazen sayıca üstünlüğün ya da görkemli hazırlığın tek başına yetmediğini açık biçimde gösterdi.
Ancak bu sonucu sadece “İskender daha iyiydi” diye özetlemek de eksik kalır. Gaugamela’nın arkasında, yıllardır biriken siyasal gerilim, bozulmuş sadakat ilişkileri ve savaş alanında paniği büyüten anlık kararlar vardı. İskender’in başarısı, rakibinin hatalarını değerlendirme becerisiyle birleşti. Darius’un yenilgisi ise yalnızca kötü şansın değil, imparatorluk ölçeğinde bir yorgunluğun da işaretiydi.
Bugün Gaugamela denildiğinde akla ilk gelen şey, İskender’in parlak zaferidir. Ama bu zaferi anlamlı kılan, aynı zamanda onun bedelidir: bir imparatorluğun çöküşü, yeni bir siyasî düzenin doğuşu ve Yakın Doğu’nun güç merkezlerinin yer değiştirmesi. Savaş alanında atılan her adım, dönemin insanları için hayatta kalma mücadelesiydi; tarihçiler içinse bu savaş, eski dünyanın çözülüp başka bir döneme kapı araladığı anlardan biri olarak kalır.